SATILIK ANLAMLAR


 

Her şeyin satışta olduğu bir dünyada, “anlamın” da piyasada olması niye şaşırtsın, değil mi? Hatta bin yıldır satılıyordur da, benim yeni farkına varışıma “günaydın, uyan da balığa gidelim” dense yeridir.

Belki de biri, “Duygular dışında her şey satışta,” diyebilir. Hayır hayır, asıl onlar yani insanın varlığını temsil eden ve sadece bireye özgü olduğunu sandığımız duyguları kullanarak satış yapıldığı için asıl hislerimiz pazarlanıyor.

Sakin… Baştan alalım.

Anlam, bir kelime, söz, davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne demek. İletişimin temel taşı. Doğduğumuz andan itibaren çevremizdeki her objeye ve iletişim halinde olduğumuz her canlıya bir anlam yükleriz. İlkin bir sözcükle karşılık bulan anlamlar, zamanla üzerlerinde çağrışım bulutları ile çoğalmaya başlarlar. Örneğin henüz bebek denecek yaştaki bir çocuk için anne kavramı başlarda sadece annesi iken, zamanla annesinin giydiği elbise, boynuna taktığı fular da annesini hatırlattığı için çağrışım bulutlarına yerleşir. Böylece annenin kullandığı her obje zamanla anne kavramındaki anlamın çevresine birikir.

Peki anlamın satışı nedir?

Çocukluğumuzdan itibaren bizlere önce “kutsal” kavramı ardından da bu kavramın etrafına boncuk dizer gibi anlamlar katılıyor. Bayrak, vatan, din, Hangisine mensupsan onun kitabı vs. Ve bizden istenen, günü geldiğinde, ki gelir onun günü zaten, belletilen o kutsallar için gözü kapalı ölmemiz oluyor. Hiç kimse de çıkıp “Asıl kutsal olan ve hatta sadece bir kereye mahsus olan senin hayatın,” demiyor. Dolayısıyla devletlerin, ya da devlet kadar etkin güçlerin neferleri yetiştirilmiş oluyor. Haydi bunu bir şekilde anlamlı bulmak mümkün diyelim. Hani bir şekilde işte… Bir emperyalist güç gelir, ona karşı yurdunu yuvanı savunmak için mecbur kaldığında “kutsal değerler” çatısı altında birleşirsin. Peki tüm savaşlar, üstlerinde taşıdıkları o kutsal anlamlar için mi vardır yoksa bir bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürmek için mi?

Her anlamın ardında bir de çirkin amaç vardır. O çirkin amaç için anlam üretilir ve satışa sunulur. Sen de gider ayıla bayıla alırsın.

Ayıla bayıla satın aldığımız başka bir örnek daha…

Elmas mı daha değerlidir yoksa altın mı? Elmas karbondur. Yani sobada yaktığımız kömürle aynı. Altınsa asla değişmez, kalıcı bir madendir. Peki, hangisi daha pahalı? Ve evlilik teklifi esnasında hangi yüzük uzatılır cici kıza?

Buyurun pazara. Zamanın birinde elmastan para kazanmayı kafasına koyan cingöz Yahudi, gazeteye verdiği görsel bir reklamla, hem evlilik teklifi kavramını hem de uzatılan yüzüğün tek taş olması anlamını piyasaya sürmüş ve bal gibi de yutturmuştur tüm dünyaya. Akıllı adammış mı diyeceğiz yoksa…

Reklamlar, ürün değil, anlam satarlar. Günümüz sosyal medya çukuruyla, felsefenin bin yıllardır tanımı üzerinde tartıştığı güzelliğin, doğruluğun, sevginin, aşkın, bağlılığın anlamları ticari birer emtia olup çıkıyor…

Sanatçı, yazar, düşünür ya da her kim olursa insan değerinin, sosyal medyadaki takipçi sayısına göre belirlendiği bir dünyadan başka ne beklenir ki zaten?

...

Yorumlar