DÜŞÜNCE DUYGU VE DAVRANIŞ AKIŞI



Düşünceyi kontrol etmek ne kadar mümkün? Saniyenin bilmem kaçı hızında nörondan nörona sinaps adı verilen boşluklar üzerinden sıçrayarak düşünce üreten sisteme, dışarıdan bakıp “Hımmm…” demek ne kadar mümkün?

Ve düşüncenin ortaya çıkardığı duyguya bakalım? Ardı sıra duygunun neden olduğu davranış biçimine… 

Hız bakımından ağır çekimle sıralama yaptığımızda, davranışı gözlemlemek duyguyu gözlemlemekten, duyguyu gözlemlemek de düşünceyi görmekten daha olası. Yani davranış, bisiklet; duygu, araba; düşünce, uzay mekiği.

Hangisine hımmm’lamak mümkün? Elbette davranışa. Bu yüzden eğitim davranış değişikliği ile ilgilenir. Çünkü gözle görülüp, ölçüm yapılabilen çıktısı davranıştır.

Günümüze kadar klasik, yani bildik Newton, Kant, Rousseau öğretisi ile getirdiklerimiz bunlar. Bugüne kadar bu öğretilerle yol aldık ve en gözle görülür değişiklik olan davranışa odaklandık.

Fakat kuantum fiziği; ışık hızı, çift yarık deneyi, dolanıklık, gözlemci etkisi gibi konuları düşünsel alanda dile getirmeye başlayınca yukarıda sıraladığımız düşünce-duygu-davranış örüntüsünü tekrar ele almak gerekti veya gerekiyor.

Kuantum çift yarık deneyi, gerçeklik oluşumunda gözlemci etkisini anlatır. Yani bireyin yaşamında sayısız olasılık mevcuttur ve kişi karar verdiği anda olasılık çarkından birini seçmiş olur. Hatta Einstein’ın “Ay ben baktığım için var” diyerek bu olasılık ve gerçekleşme durumuna enteresan bir gönderme yapmıştır.

Gözlemci etkisi deneyinde asıl dikkate değer olan fotonların kimse yokken dalga şeklinde akıştayken biri gözlemlediği anda  parçacık formuna bürünür. Yani sen durumu gözlemlediğin an kafasına göre yol almakta olan olasılıklar bir hizaya geçer ve seçim yapmasan bile akışı izleyerek farkındalığını gösterirsin.

İşte tam bu noktada otokontrol, bastırmak ya da yönlendirmek değil; izleyebilme kapasitesi olarak yeniden tanımlanmak zorunda kalır. Düşünceyi durdurmak mümkün olmayabilir ama düşünceyi seyretmek mümkündür. Ve bu seyir hâli, çift yarık deneyindeki gözlemciye benzer biçimde, olasılıkları hizaya sokar.

İnsan zihninde de düşünceler, gözlemlenmedikleri sürece dalga hâlindedir; dağınık, çoklu, kontrolsüz. Fakat birey kendi zihinsel akışına dışarıdan bakabildiği anda—“Şu an ne düşünüyorum?”, “Bu duygu bende nasıl bir etki yaratıyor?” diye sorduğu an—düşünce parçacık hâline geçer. Yani belirsizlikten belirginliğe.

Bu noktada otokontrol, iradenin kasılması değil; farkındalığın genişlemesi olur. Kişi düşünceyi seçmese bile, onu izleyerek artık onunla özdeşleşmemiştir. Bu mesafe, davranış üzerinde dolaylı ama güçlü bir etki yaratır. Çünkü davranış, çoğu zaman fark edilmemiş düşüncelerin otomatik sonucudur.

Belki de özgür irade, düşündüğümüz gibi düşünceyi seçebilmek değil; düşünceyle aramıza bakabilme mesafesi koyabilmektir. Tıpkı kuantum dünyasında olduğu gibi: gözlem, müdahale etmek zorunda değildir; fark etmek yeterlidir.

Ve insan, tam da burada, kendi iç evreninin gözlemcisi olmayı öğrenir.

Belki de insanın en büyük yanılgısı, zihnini susturması gerektiğini sanmasıdır. Oysa mesele susturmak değil; kulak kesilmeden dinlemek, hüküm vermeden bakabilmektir. Düşünceler geçer, duygular renk değiştirir, davranışlar iz bırakır; ama gözlemci kaldığın sürece sen, hiçbirine indirgenmezsin. Çift yarıkta parçacığa dönüşen ışık gibi, fark edildiği anda hizaya giren bir iç akış vardır. Ve insan, kendi zihnine baktığı o kısa anda, ilk kez gerçekten kendisiyle karşılaşır.

 

 

Yorumlar