Yaşam
destek monitöründe çizgiler zikzak yapıyorsa hasta yaşıyordur. Düz bir çizgiye
dönüştüğünde biter hayat. Tıpkı o monitördeki çizgiye benzetilir dünyadaki
sürecimiz. Bir zıplarsın, bir düşersin. Mutluluğun ardından hüzün çıkar gelir.
Birini kaybedersin, başka birini kazanırsın.
Engelli
koşulara benzetmek de mümkün. Bir düzlük, sonra bir sıçrayış ve engeli aşma,
ardından bir düzlük daha. Duygular eşlikçin olur; kah dibe çeker, kah göklere
çıkarır. Bir ömre dışarıdan baktığında çeşitli örüntülerle iç içe, kısa bir
akış görürsün.
Dışarıdan
bakmakla içeriden izlemek öyle birbirinden bağımsız ve birbirinden ayrıktır ki
şaşırtır. Çünkü tüm insanî duygu, düşünce, his bulutunun dışına çıkarak bakmak,
bir özete bakmaktır. İçeride olmaksa o kitabın aslını okumak bile değil,
düpedüz yazmaktır.
Yazmak
da bir engelli koşu sürecidir. Dışsal engeller korkutmaz yazarı, asıl içsel
engeller, engeller kalemi. Bazen kendine güvenini yitirir, bazen üretkenliğini sorgular,
bazen kısır döngülerde çırpınır. Kendi kendine yarattığı çıkmazlar, dışarıdan
gelen tökezletmelere göre çok daha sert sınavlardır.
Tam
bu noktada genel bir söylem kendini gösteriyor: Nereden bakarsan bak, tüm
insanlık aynı hayatları sürüyor bu mavi gezegende. İnsanın üstünden atlaması
gereken hep iki engeli var.
Birincisi
kendisine bağlı ama bağlı değilmiş gibi kurgulanmış; dış örüntülerden gelen
engeller. Beklemediği, planlamadığı, olasılık dahilinde saymadığı: aniden
ortaya çıkan olumsuzluklar. İkincisi öznel. Bireyin kendi kendinin ayağına
taktığı çelmeler. Kişiler arası
ilişkilerden doğan, duygu durum bozukluğu, aşırı kaygılar, takıntılar ve
benzeri gibi sıkıntıların yarattığı; strese, depresyona ve ilerleyen süreçte
daha ağır hastalıklara götürmesi olası içsel olumsuzluklar.
Tüm
engellere tek tek takılırsan fazlasıyla uzun, fena halde yorucudur hayat. Ama
son nefes geldiğinde “Ne ara bitti bu film,” dedirtecek kadar da kısadır.

Yorumlar
Yorum Gönder